• 19 Şubat 2016, Cuma 9:50
Fuat Veziroğlu

Fuat Veziroğlu

“BÂKİR ÇÖZÜM” II

İşte tam da bu noktada, yani Kıbrıs Türk’ünü “yes be annem” teslimciliğine yatırma noktasında emperyalizmin acente ve beslemeleri dünyanın gelmiş geçmiş en pahalı incisini yumurtlamak suretiyle şöyle bir izahata giriştiler:

- Merak etmeyin, iki devletin bir araya gelerek federe devlet yaratmaları gerekli, Kıbrıs Türk’ünün Rum devletine yama yapılacağı iddiaları da doğru değildir, çünkü Annan Plânı’yla oluşturulması tasarlanan yeni devlet bir “bâkir doğum”la dünyaya gelecektir.

***

Biz “Allah Allah” dedik, “bu nasıl bir plândır ki iki devlet bir araya gelmeden, birleşmeden, federe devlet statüsüne inmeden nasıl yepyeni bir ‘federal devlet’ peydahlayabilecek ve bu nasıl bir plândır ki hem çok sancılı, çok ağrılı bir doğum yapacak, fakat bekâreti bozulmayacak, daha açıkça ifade etmek gerekirse hem doğuracak hem kızoğlan kız kalacaktır?”.

***

Şimdi anlaştık mı efendim?

Annan Plânı hem gebeydi, hem doğuracaktı, hem bekâreti sürecekti.

Hristiyanlıktaki inanış malûmdur, onlara göre Hz. İsa’nın babası Allah, annesi ise Meryem Ana’dır.

Meryem Ana bildiğiniz gibi hep “Bâkire Meryem” olarak bilinir ve anılır, çünkü hristiyan inanışına göre Meryem Ana hem Allah’tan gebe kalmıştır, hem Hz. İsa’yı doğurmuştur, fakat buna rağmen bekâretini korumuştur.

Ben hristiyan inancına karışmıyor, onların inandıklarına saygı duyuyorum. Ancak emperyalizmin ve acenteleriyle beslemelerinin “yes be annem” projesini bize “bâkire doğum” masalıyla yutturmaya yeltenmelerini hiç unutmadım, unutamam, unutmayacağım.

Sadece unutmamakla kalmadım, bu dolmayı yutmadım da.

Yutmadım ve yutmayacağım.

Eski dolmayı yutmadığım gibi…

Anastas hazretlerinin emperyalizmle birlikte müzakere masasında bugün de saman altından su yürütürcesine pişirmekte oldukları yeni dolmayı da yutmak niyetinde değilim.

***

Bu meseleyi neden yeniden gündeme taşıma ihtiyacı duydum?

Nedeni açıktır:

Anastasiadis geçende bir açıklama yaptı. Bu açıklamaya göre halen masada olan konulardan biri de Rum devletinin son 50 yıl içinde yaptığı uluslararası antlaşmaların hangilerinin çözümden sonra da devam edeceği meselesidir.

Bu antlaşmalardan bir teki bile çözümden sonra da hayatta kalır, hele de buna karşılık KKTC’nin anavatanla yaptığı bütün antlaşmalar yok sayılırsa, demek ki Rum devleti çözümden sonra da devam edecek ve biz de o devletin kucağına oturtulacağız.

Gerçek budur, fakat onlar bunun tam tersini söyleyecek ve eski martavalı tekrar edecektir:

- Hayır efendim, çözüm Rum devleti esas alınarak değil, “bâkir doğum” yoluyla bulunacaktır.

Dilerim ki Akıncı bunun farkındadır.

Farkında olmaması da herhalde imkânsız olmalıdır, çünkü…

Anastasiadis hazretleri geçende bir başka açıklamasında “Kıbrıs Cumhuriyeti” denen Rum devletinin hayatında herhangi bir kesinti olmayacağını, çözümden sonra da sürekliliğini devam ettireceğini vurgulamıştır.

Hal böyle olduğuna göre bendeniz o kanaatteyim ki bizim Akıncı o masada boşuna ve akıntıya kürek çekmektedir, çünkü Rum’un kırmızı çizgileri ve olmazsa olmazları sadece bundan ibaret değildir.

Akıncı hem alan hem veren değil, hep veren konumuna girmedikçe bu ip er-geç kopacaktır, zira malûmdur ki iki cambaz bir ipte oynamaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık