• 23 Eylül 2015, Çarşamba 16:30
Fuat Veziroğlu

Fuat Veziroğlu

KISA BİR TENEFFÜS

KISA BİR TENEFFÜS

            Sizin bu yazıyı okuduğunuz sırada eğer kısmetse bendeniz ya havada ya da bir başka kara parçasında olacağım. Yani kısa bir izin talebim var. İzin dedimse bu izni sadece kendim için istiyorum, bu köşedeki yazılar izne tâbi olmayacak, benim yokluğumda da sürecektir. Volkan okuyucularını yalnız bırakmak istemedim, izin günlerimde de kafalarını kurcalamaya (!), tâcize devam edeceğim, ta ki sizi usandırana kadar. 

                                                                       ***

            Neden izin?

Çünkü bir şairin dediği gibi insan bazan yorulur.

Geçmişte olduğu gibi son günlerde “nasılsın” diye soranlara mutat veçhile başkasına ait şu çok beğendiğim cümleyle yanıt veriyorum:

- Uzun bir koşu sonunda kan tere batıp da üzerine battaniye atılmış yordun atlara benziyorum.

                                                           *** 

Ya da bazan da aklıma Bekir Sıtkı Erdoğan’ın ilk gençlik yıllarımızda dilimizden düşürmediğimiz, cebimizde taşıdığımız, meyhanelerde ve dağlarda dillendirdiğimiz ünlü HANCI şiirindeki dizeler düşmekte:

“Gurbetten gelmişim yorgunum hancı

Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş

Aman karanlığı görmesin gözüm

Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş”.

                                                           *** 

Yorgun günlerimde beton yığınlarından daha da rahatsız olmakta, ucunu gözün görmediği büyük ovalar aramaktayım.

Bu sıralarda da içimden o güzel insan, Sivas’lı şair Cahit Külebi geçmekte.

İçime Cahit Külebi’nin BEBEK şiiri kazılmakta:

“Senin dudakların pembe 

Ellerin beyaz

Al tut ellerimi bebek

Tut biraz”.

                                                           ***

Ve bu şiirin en çok şu mısraları yüreğime takılmakta:

“Benim doğduğum köylerde

Buğday tarlaları yoktu

Dağıt saçlarını bebek

Savur biraz”.

                                                           ***

Belli ki Cahit Külebi BEBEK dediği kızın saçlarını buğday tarlasında dalgalanan başak deryasına benzetmektedir.

Buğday tarlasındaki başak denizinde rüzgâr yaladıkça oluşan dalganın verdiği huzur ve tadı ta çocukluğumdan ben de tanırım.

Adana’nın Çukurova’sı varsa…

Daha minnacık olsa da bizim ata diyarı Mehmetçik’te de bir Çukurova olduğu malûm.

Köy yüksek irtifada…

Aşağıda geniş ve derin bir kuyu hissi veren Çukurova.

Ötesinde deniz deniz, Akdeniz.

                                                           *** 

Kayabaşı’na oturur, uçuşan, köpüren başak hareketlerini deniz hattına kadar izlerdim.

Büyük mutluluktu.

Ne var ki eski camlar artık bardaktır.

                                                           ***  

Neyse, lâfı uzattık…

Şimdilik hoşça kalın.         


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık