• 27 Aralık 2015, Pazar 9:20
Fuat Veziroğlu

Fuat Veziroğlu

NEREYE GİDİYORUZ?

Atina’ya mı gidiyoruz, Cikko manastırına mı?

Yoksa her iki tarafı tatmin edecek sağlam ve kalıcı bir uzlaşma yoluyla ortak bir noktada, meselâ yeşil hat üzerinde buluşuyor muyuz?

Güney’den yükselen sesler ya Atina’ya ya da Cikko manastırına müteveccih bir trenin tıkırtılarını yansıtmaktadır.

Rum gazeteleri görüşmelere ilişkin sözde gizli kalması gereken haberlerle dolu.

Oysa bizim taraftan tıs yok, olduğunda da suya tirit genel ve soyut lâflar.

***

Akıncı:

- Aylar içinde…diyor.

Ve önümüzdeki Mayıs ayını adeta son tarih olarak belirliyor. AB Bakanı Volkan Bozkır ise daha da ileri giderek eskiden olduğu gibi bugün de hâyâl denizlerinde kulaç atarak:

- Belki de Mart ayında referandum…diyor.

Eğer bu kadar aciliyet varsa ve de geçmişten hiç ibret dersi alınmamışçasına “yes be annem” günlerinde olduğu gibi “ver-kurtul” havalarına girilmişse, Mart ya da Mayıs’ı beklemeye de hiç gerek yok.

Teslim bayrağını çekersek önümüzdeki 1 Ocak’ta da referandum yapabilir, “barış” (!) şenliklerini yeni yıl şenlikleriyle birlikte götürebiliriz.

***

Rum hükümet sözcüsü şu mealde konuşuyor:

- Annan Plânı’na siz “yes be annem” çektiniz, biz OHİ dedik, biz reddettik, siz kabul ettiniz, bu nedenle yeni bir uzlaşma için bizim tatmin edilmemiz gerekir, bu da demektir ki önümüze bizim lehimize olmak üzere daha iyi bir plân konması gerekir.

Hayatımda ilk kez Rum sözcüsüyle hemfikirim.

Hayatın, diplomasinin, siyasetin doğası ve raconu budur, önüne konan her şeyi kabul eden tarafın talepte bulunma hakkı yoktur, çare, devamlı hayır diyen ve devamlı yeni taleplerde bulunan tarafın iştahını doyurmaktan geçer.

“Yes be annem” günlerinde binbir manevrayla halkı yanıltıp sandıktan evet çıkaranlar bunun muhasebesini yapmak ve hesabını vermek zorundadırlar.

***

Anastasiadis Allah’ın her günü “Türk garantisi asla kabul edilemez” çığlıkları atarken, biz Türk halkı olarak Akıncı’nın garantilere ilişkin tavrını hâlâ bilmiyoruz.

Bu konuda son söylediği şu anlamdadır:

- Daha uzlaşma olmadı ki garantileri konuşalım, önce uzlaşma olmalı ve neyin garanti edileceğini görmeliyiz ki garantileri o zaman ele alabilelim.

Akıncı yalnız garantiler konusunda değil, birincil hukuk meselesinde de aynı tavır içinde görünmektedir ki bu da gittikçe endişe ve şüphe yaratan bir oyalama ve aldatma niteliğindedir.

***

Diyelim ki mülkiyet konusunda uzlaşma sağlandı. Eğer bu noktada birincil hukuk iddiamız varsa, tam da bu anda Anastas efendiye şunu söylemek gerekli değil midir:

- Bak arkadaş, mülkiyeti hallettik, ama şimdiden haberin olsun ki mülkiyete ilişkin bu kuralların birincil hukuk olmasında ısrarlıyız.

Böylesi daha dürüst ve daha doğru olmaz mı?

Sen peşinen bunu söylemez ve her konuda uzlaşma sağlandıktan sonra adama:

- Ben şu, şu, şu hususlarda birincil hukuk isterim…dersen, o da hayır derse, bunu bana niye zamanında söylemedin derse, haksız mı olur?

***

Akıncı artık genellemeyi, soyutu, idare-i maslahatı bir yana bırakıp halka sağlıklı bilgi sunma ve nereye gidildiği yolunda istikamet belirleme durumundadır.

Nereye gidiyoruz?

Atina’ya mı, Cikko manastırına mı?

Bilelim, bohçamızı ona göre hazırlayalım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık